‘Şaka gibi’ diyen de var, ‘geçmiş olsun’ diyen de… Kılıçdaroğlu’na eleştiriler dinmiyor

Cumhuriyet’ten Orhan Bursalı, Hürriyet’den Abdülkadir Selvi, Milliyet’den Zafer Şahin, Sabah’tan Mahmut Övür, Birgün’den L. Doğan Tılıç, Yeni Şafak’tan Tamer Korkmaz köşelerinde Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’deki koltuk çekişmelerine yer verdi.

DOĞAN TILIÇ: ADAY OLMAYACAĞINI SÖYLESE DE

Birgün yazarlarından L. Doğan Tılıç’ın Değişimin dayanılmaz hafifliği ve Dedeeeem! başlıklı yazısı:

Herkes nerdeyse sadece onu konuşuyor ve CHP de zaten memleketin en risksiz en cazip tartışma konusudur. O halde ben de söylemeden geçmeyim: Kılıçdaroğlu, artık aday olmayacağını söylese, özgürce bir genel başkan seçilmesi sürecinde kolaylaştırıcı olacağını ilan etse ve misyonunu partide kırılıp dökülmeler olmaksızın gerçekleşecek “değişim”e hizmet etmek diye tanımlasa, kanımca en iyisini yapmış olur.

Tabii bir partinin kimi nasıl genel başkan seçeceği o partiyi ilgilendirir, benim şehvetle tartışacağım konu değil. Ancak, ondan ne anladığınızdan başlayarak “değişim”, partili partisiz memleketi dert edinmiş herkesin konusu.

Hep yazdım, ama bir daha söyleyeyim: “Değişim”i sadece vitrin değişimi, genel başkan değişimi olarak anlayanlar ve şimdi tahripkâr bir iştahla bunu tartışanlar bir sonraki yenilgide de Ahmet’in yerine Ayşe’yi (bu erkeklikte o da zor ya) getirmeyi tartışacaklar değişim diye. Yine hiçbir şey değişmemiş olacak.

Değişimi böyle anlayanların çoğunun; dün “Dedeeeem” diye öpüp başlarına koydukları, yaptığı bir kalple mest oldukları, cumhurbaşkanlığına ne kadar da yakışır dedikleri, o herkesi kucaklıyor diye hep birlikte onu kucakladıkları, mükemmel bir kampanya yürütüyor dedikleri Kılıçdaroğlu’nu nasıl yerden yere vurduklarını, neredeyse hain ilan ettiklerini, “git artık” diye çıldırdıklarını gördükçe şaşırıyorum desem yalan olur.

Şaşırmıyorum, çünkü gerçek bir değişim niyeti, dermanı olmayanların, dahası değişimi bir kişinin yerine bir başkasını koymak sananların yapabileceği başka bir şey yok!

Burada, “değişim” derken pek önemsediğim bir noktayı kanırtmak için, Güven Gürkan Öztan’ın dünkü yazısındaki vurgusunu da anımsatayım: Ne oldu masanın diğer 5 liderine? Seçimi sadece Kılıçdaroğlu kaybetmiş gibi koltukları kapıp kenara çekildiler!

Sağdan sağdan yürüdüğü bunca yoldan sonra, CHP keşke kiminle nereye kadar yol yürüyebileceğini öğrenmiş olsa! Sağında çok şey isteyip alan ama pek bir şey vermeyenlerin, solunda ise memleket için hiçbir şey istemeden her şeylerini verenler olduğunu görebilse!

“Değişim” derken; “sosyal demokrat” bir parti açısından atılması gereken ilk adım, konjonktürel olarak sağ/muhafazakâr partilerle iş birliği yapsa da, bunu laiklik, özgürlükçülük, cumhuriyetçilik, kamuculuk gibi değerleri muğlaklaştırıp, onlarla milliyetçilik ve muhafazakârlık yarıştırarak yapamayacağını kabullenmek olsa gerek.

“Değişim” derken; bunu toplumsal bir dönüşüm olarak anlamayan, bir gelecek projesi olmayan ve yalnızca “şimdi” iktidarda olanı indirip yerine geçmek sanan anlayışının, “şimdi”yi de “geleceği” de kaybettirdiğini görebilmek gerek.

Ve “değişim” derken; “değişim” konusunda “kararlı” olmaktan, “sorumluluk almaktan” söz ederek aslında kendisine işaret edenlere, “o gitsin ben geleyim” diyenlere de bakmak gerek! “Değişim”den “ben geleyim”den başka ne anlıyorlar? Nasıl bir “gelecek” düşlüyorlar, toplumu nasıl dönüştürecekler? Şimdiye kadar sağdan sağdan yürünen yolda daha dinamik, daha enerjik, daha genç yürümek midir meramları? Sahi, değişimden ne anlıyorlar?

Önümüzde kazanılması garanti olmayan bir yerel seçim var! Tabii kırıp dökmeden, ama “değişimi” toplumsal dönüşümü hedefleyen, bir “gelecek” perspektifi olan gerçek bir “değişim” olarak anlayıp, yalnızca kişileri değil her şeyi tartışmasanız onu da kaybedersiniz.

Değişimi; sol değerlere sarılarak toplumsal sorunları önceleyen, onları çözme temelinde ve çözerek örgütlenen, şimdiye kadar görüşmediklerimizle “görüşen” bir siyaset tarzına dönmek olarak anlamazsak, “değişimin dayanılmaz hafifliğiyle” avunur dururuz!

TAMER KORKMAZ: ERDEMLİ ŞEREFLİ NAMUSLU

Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Tamer Korkmaz’ın “Erdemli, şerefli, namuslu!” başlıklı yazısı:

Siyasi Yenilgi Abidesi Kemal Bey, “Toplum yenilenme istiyordu. Biz de yaptık” dedi.

-Şaka gibi!

***

Parti kurullarını büyük ölçüde değiştirdi.

Ne ki, kendisi yerinde duruyor; koltuğuna yapıştı.

***

Kemal Kılıçdarson’un seçim yenilgileriyle yüzleşebildiğini söyleyebilmek, halen daha mümkün değil…
14 Mayıs’ı geçtim, 28 Mayıs gecesinde bile yenilgiden hiç bahsetmemişti!

***

Şu sıralar sarf ettiği “Ağır bir yenilgi almadık!” ve “Erdoğan ilk turda yenildi!” gibi lafları mı?
Siyaset bir tarafa, psikiyatrinin radarına girecek cinsten!

TRAVMATİKOĞLU

CHP’nin Başı, “Erdoğan ilk kez ilk turda kazanamadı. Bu, onun için ciddi bir travma!” dedi.

O vakit, toplamda 13 kez yenilen bir genel başkan olarak kendisinin yaşadığı fevkalade travmatik vaziyetten de söz edebilir mi?

***

Mister Kemal’e “acil şifalar” diliyorum!

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Orhan Bursalı’nun ‘Okurlar CHP’ye ve sorunlarına bakıyor’ başlıklı yazısı:

Tatil havasındayken okurlardan gelen bazı eleştiri ve görüşleri burada paylaşayım.

Burada özellikle 6 Haziran tarihli “Kendi gücünü inşa etmeden yedek güçlerle zafer kazanılmaz” yazım doğrultusunda okurlar görüş belirtiyor.

‘Esas sorun yapısal’

CHP’nin asıl sorunu yapısal sorunlardır. Bunun en başına ideolojiyi koymalı, diğer ilke ve değerleri yok saymadan sorunların çözümü parti kamuoyunda sağlıklı tartışılarak çözümlere ulaşılmalı.

Partiye paraşütle gelen tüm yönetim kadroları yerine, partide işlevsel getiri açısından topluma önderlik yapacak donanımlı kadrolar Mardin’de, Manisa’da, Kastamonu’da olduğu gibi, tüm ülkede öne çıkarılmalı.

Parti ilke ve değerlerinden uzaklaştıkça kendisine olan güveni yitirdi, militan ve mücadeleci kadrolar, yerlerini yerel yönetim iktidarlarıyla yetinen, yerel iktidardan başka hedefleri olmayan belediye başkanlarına, hemşeri derneklerine topluluklarına bıraktı. Parti yeni yetme müteahhitlerin kuşatması altında, tutanın elinde kaldığı devşirme kadroların kontrolüne geçti.

Sorun MYK’nin değişimi ile çözülemez. Sorunun çözümü için parti tepeden tırnağa arınma sürecine girerek öncelikle ideolojik çıkışla parti kuşatılmışlıktan kurtarılmalı.

Bunun için de ideolojik temelli yeni üyeler, parti dışındaki benzer ideolojiye sahip STK’ler, doğal ittifaklarla ve halkla barışarak yeniden yola çıkılmalıdır. İdeolojik temelli bir manifesto acilen halka açıklanmalı. MYK’de o gitti, bu geldi ile partinin temel yapısal sorunları çözülemez. Bugün Türkiye’ye her zamankinden daha çok CHP gereklidir. (B.K.)

‘Fikir karışıklığı sürüyor’

Seçim felaketinin ardından oluşan fikir karışıklığı hâlâ sürüyor. Oy veren seçmen ve CHP için çalışmış gönüllü ordusu hâlâ bilgi eksikliği ve yarattığı karmaşık düşüncelerin altında derin bir ümitsizliğe kapılmış durumda. Bu insanların CHP’yi yenilgiye götüren nedenleri ve uygulanan politika ve verilen stratejik bazı kararlardan çok daha geniş bir grubun bu sorumluluğu üstlenmesi ve hesabını vermesi gerekir.

Bilgi eksikliğinin ivedilikle giderilmesi ve partinin yeniden eski dinamizmine kavuşması gerekir. Bu olmazsa ikinci bir yenilginin yerel seçimlerde olmasının sonuçlarını düşünmek dahi istemiyorum.

Bir noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim. Kılıçdaroğlu’nun SZC TV konuşması, işin özünü kaçırdığını göstermektedir. Konuşma bana meşhur matematikçi hikâyesini hatırlattı. Konuşma sırasında verdiği tüm rakamsal bilgiler doğru ama bir işe yaramıyor. (Faruk R. Ergül)

CHP’nin sermayesi

Seçim sürecindeki haksız rekabet, hileli oy konusu vs. çok büyük bir dengesizlik vardı. Ancak bunlar sürpriz değildi. Burada konu buna ne kadar hazırlıklı olunduğu idi. CHP’nin bunlar karşısında çok zayıf kaldığını çıktığı kantar gösterdi.

AKP’de 12 milyon kayıtlı üye var ve bir haftada 50 milyon insana ulaşma kapasiteleri var. (Para gücü vs. bunlar ayrı.) Beklerim ki CHP de 10 milyon kayıtlı ve görevlendirilmiş, gönüllü tabanı üzerinde yapılansın. CHP’nin tek gücü motivasyonlu yaygın örgütlülüktür. Sermayesi bu olmalı. Umarım geç de olsa bu yönde yapılanmaya gidilir. (Ertunga Ardeniz)

Yeni bir ağ yapısı

Aylar önce bir yazınızda güvenlik kaygısının öne çıkarılacağını yazmıştınız. Öngörünüz doğru çıktı. Seçim yenilgisinin birkaç önemli nedeni var:

CHP yüz yıllık bir parti, örgütlerin de doğal bir ömrü var. Yaşı ilerledikçe giderek kurumsallaşırken öte yandan esnekliğini kaybetmeye başladı (rigor mortis). Mesela seçime AKP tüm teşkilatıyla hazır gelmişti oysa Millet İttifakı bileşenlerindeki kopukluk gözle görülebiliyordu. Hantal yapı ve hantal liderler görüntüsü AKP’nin işine yaradı (güven ve istikrar). Çağına uygun esnek ağ yapısı kurulamadı, seçmenle semtinde buluşmak miting yapmaktan daha etkiliydi.

Biz nasıl olsa kazanacağız, bu ekonomi bunları götürür havası rehavet yarattı. Muhalefet anlık taktik ve strateji değişikliklerine hazır değildi (hantallık). “İşgalci/terörist” yaftalamalarına ani yanıtlar üretemedi. (Dr. Boray Uğraş)

ABDÜLKADİR SELVİ: İMAMOĞLU VE KILIÇDAROĞLU’NUN STRATEJİLERİ NE?

Hürriyet gazetesi yazarlarından Abdülkadir Selvi’nin “İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun stratejileri ne?” başlıklı yazısı

CHP’de kıran kırana bir mücadelenin yaşanacağı kurultaya doğru gidiyoruz.
Seçimden en kârlı çıkan Özgür Özel’di. Hem grup başkanı oldu hem kendi ekibinden Ali Mahir Başarır’ın grup başkanvekili olmasını sağladı. Hem de kendi ekibinden Aysu Bankoğlu genel başkan yardımcısı oldu. Bu durumda Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’nu desteklemesi bekleniyordu. Ama Özgür Özel, İsmail Saymaz’a yaptığı açıklamada, “Sorumluluktan kaçmayacağım” dedi.

ÖZGÜR ÖZEL’İN TAKTİĞİ

Özgür Özel, bir yandan “Genel Başkanlığa adayım” mesajını veriyor ama aynı zamanda pazarlığa açık olduğunu gösteriyor. “Kaybeden takımda santrafor olmak yerine şampiyon takımda her mevkide oynamaya talibim. Sorumluluk almaktan kaçmayacağım. Gerekirse en geniş mutabakatın parçası olan bir anlayıştan geri durmayacağım” diyor.

KILIÇDAROĞLU DEĞİŞSİN AMA

Özgür Özel, hem Kılıçdaroğlu’nun değişmesine yeşil ışık yakıyor hem Kılıçdaroğlu tasfiye ediliyor havası verilmesinden kaçınılmasını istiyor. Kılıçdaroğlu’na karşı vefalı olunmasını öneriyor.

Özgür Özel tecrübeli bir siyasetçi. Kılıçdaroğlu değişsin ama bu değişim Kılıçdaroğlu’na rağmen değil, onunla birlikte olsun diye akılcı bir yol öneriyor.

Peki bu başarılabilecek mi?

İKİNCİ ADAM OLUR MU?

Özgür Özel kendini bağlamadı. Bu yarışta ben de varım diyerek ortaya çıktı.

Özgür Özel, kurultay sürecinde önemli bir rol oynayıp kurultay sonrası önemli bir koltuk elde etmeyi planlıyor. Grup başkanı olmak önemli bir görev değil mi? Önemli. Ama Özgür Özel parti yönetimine göz dikmiş durumda. Başarabilirse, CHP’ye Genel Başkan olmak istiyor, başaramazsa kazanan ismin yanında ikinci adam olmaya oynuyor. Burada yanlış olan bir şey yoktur. Ama başarılı olabilecek mi, orası belli değil.

KILIÇDAROĞLU NE YAPACAK?

Kılıçdaroğlu ise değişim taleplerini görmüş durumda. Onun karşısında direnmek yerine kurultay sürecini başlattı. Yerel seçimler ona konjonktürel bir avantaj sunuyor. “Belediye başkan adaylarını ben belirleyeceğim” diyerek yerel seçimler öncesinde gücünü kullanmak istiyor. Gerekirse Ekrem İmamoğlu ile kurultayda çarpışmayı göze almış durumda.

İMAMOĞLU’NUN STRATEJİSİ

Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanlığı için kararlı. Ancak bunu ekim ayında yapılacak olan kurultayda Kılıçdaroğlu ile çarpışarak değil, Kılıçdaroğlu’nun çekilmesini sağlayarak başarmak istiyor. Onun için değişim talebini güçlü tutuyor. “Menzile yürüme hususunda net olarak kararlıyım” dedi.

İMAMOĞLU’NUN A PLANI

İmamoğlu’nun bir A planı var, bir de B planı yapmış durumda. Bu kez daha akılcı hareket ediyor. İlk aşamada Kılıçdaroğlu ile bir kurultay savaşı yaşamak istemiyor. A planı Kılıçdaroğlu’nu çekilmeye zorlamak. Bunun için medya desteğini ve kendisiyle birlikte hareket eden belediye başkanlarını kullanıyor. Kurultay tarihi yaklaştığında CHP’nin ileri gelenlerinden heyetler oluşturup Kılıçdaroğlu’na göndermeyi planlıyor. Muharrem İnce’ye, Kılıçdaroğlu lehine çekilmesi için baskı yapıyorlardı ya, bu kez de Kılıçdaroğlu’na “Kurultayda aday olma, İmamoğlu lehine çekil, parti içi mücadele yaşanmasın. Sen onursal genel başkan ol” diye baskı yapacaklar.

B PLANINDA NE VAR?

Kılıçdaroğlu’nun kurultayda aday olmasını önleyemezlerse B planını devreye sokacaklar. Ancak Ekrem İmamoğlu kazanabileceğini görürse aday olur, görmezse yeni bir durum değerlendirmesi yapabilir. Sağlamcıdır.

Bu işler öyle organize bir şekilde yürüyor ki, CHP’deki yeni süreci biraz, Ecevit’e, “Sen çekil, yerine Hüsamettin Özkan gelsin” diye baskı yapıldığı döneme benzetiyorum.

KILIÇDAROĞLU PLANI BOZULABİLİR

O zaman Ecevit direnmişti. Bu kez de Kılıçdaroğlu’nun oyunu görüp direneceğini ve çekilmeyeceğini düşünüyorum.

Eğer Kılıçdaroğlu, bunlar İstanbul sermayesinin baskısıyla CHP’yi ele geçirmek istiyorlar diye bir kampanya yaparsa Ekrem İmamoğlu’nun planlarını bozabilir. Çünkü Kılıçdaroğlu hâlâ güçlü.

ZAFER ŞAHİN: KILIÇDAROĞLU VELİAHDINI ARIYOR

Milliyet gazetesi yazarlarından Melih Aşık’ın “Kılıçdaroğlu veliahdını arıyor” başlıklı yazısı:

Eğer bizzat senin seçtiğin, TBMM’deki CHP grubunu emanet ettiğin Grup Başkanın Özgür Özel “ Değişim” diyorsa…

Parlamentoda seni temsil eden, senin adına konuşan Grup Başkanvekilin Gökhan Günaydın “Sadece MYK değişimi yeterli olmaz” diyerek sana kazan kaldırıyorsa…

Yıllarca el üstünde tuttuğun gazetecilerin karşına geçip, “Ama başarısız oldun, neden çekilmiyorsun” anlamına gelen sözlerle sana ayar veriyorsa…

Bu bir genel başkan için artık yolun sonu görünüyor demektir.

Kılıçdaroğlu’nun kurultaylarda ve parti içi iktidar yarışlarındaki tartışılmaz gücüne rağmen CHP tabanı değişimi satın almış durumda. Üstelik İmamoğlu’nun olası bir kurultayda Kılıçdaroğlu karşısında şansının olmadığını bildikleri halde “Değişim” istiyorlar.

Bu işin nereye gittiği bugünden belli. Kemal Bey çekilecek. Kurultayda aday olmayacak. Bütün mesele yerini kime bırakacağında düğümleniyor.

Özgür Özel’in dün yaptığı değişim açıklaması bu yüzden önemli. CHP içinde bir grup partiyi İmamoğlu’na bırakmak istemiyor. Özgür Özel de muhtemelen bu damarı görmüş “Ben de varım” diyerek yeni dönem için pozisyon alıyor.

An itibarıyla CHP’nin yeni genel başkanı olmaya en yakın iki isim İmamoğlu ve Özgür Özel gibi görünüyor. Ama köprünün altından daha çok sular akacak. CHP’nin yeni genel başkanının kim olacağını belirleyecek en güçlü aktör hâlâ Kılıçdardoğlu.

Yazın bir köşeye… CHP’yi kolay kolay İmamoğlu’na bırakmazlar.

Ah şu TRT izleyen gurbetçiler

CHP lideri Kılıçdaroğlu’na göre seçim başarısızlığının sorumlusu TRT izleyen köylüler!

Bazı muhalifler ise köylülerin yanına yurt dışında oy kullanan gurbetçileri de ekliyor. Efendim neymiş… Gurbetçiler seçimlerde oy kullanmamalıymış. Çünkü oy tercihleri seçimin kaderini etkiliyormuş! Şaka gibi değil mi? Köylülerden sonra gurbetçiyi de günah keçisi ilan ettiler. Gurbetçiye yıllarca süren bir mücadeleden sonra elde ettiği yurt dışında oy kullanma hakkını bile çok görüyorlar.

Bu tartışma öyle bir noktaya geldi ki Avrupa’da yaşayan sosyal demokrat Türkler bile isyan etti. Berlin merkezli “Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu” kendilerine yönelik karalama kampanyasına rakamlarla karşılık verdi. İyi ki de bunu yaptılar. Çünkü devreye rakam girince algı doğrudan çöküyor. Bakın gurbetçi oy kullanmasaymış sandıktan nasıl bir sonuç çıkacakmış…

1- Kılıçdaroğlu yurt içi sandıklarda rakibinden 1 milyon 962 bin 502 oy geride kaldı. Yurt dışında geçerli oy sayısı ise gümrükler dahil 1 milyon 920 bin 757. Yani tüm gurbetçiler oyunu Kemal Bey’ e verseydi yine de seçimi Erdoğan kazanacaktı.

2-Yurt dışı sandıkların tamamında toplam fark 367 bin 363. Buna karşılık Erdoğan sadece Kayseri’de Kılıçdaroğlu’na 318 bin 795 oy fark atmış. Konya’da ise rakibinden 635 bin 316 fazla oy almış. Bu iki ildeki fark bile yurt dışındaki farkın 2.5 katından daha fazla.

Bu rakamlar gurbetçinin oyunu diline dolayanları utandırır mı acaba? Hiç sanmam. Onlar kendilerinde ne zaman kusur buldu ki bu rakamları görünce utanacak? Sütte leke var ama

FATİH ALTAYLI: İMAMOĞLU ACELE ETMİYOR

Fatih Altaylı’nın “İmamoğlu acele etmiyor” başlıklı yazısı:
Herkes CHP’yi nelerin beklediğini konuşup duruyor, CHP üzerine tatsız şakalar yapılıyor.

Son olarak Şampiyonlar Ligi finalini kaybeden İnter üzerinden şakalar yapılmaya, Kılıçdaroğlu’nun İnter teknik direktörü olsa ilk yarının golsüz berabere bitmesini başarı olarak niteleyeceği şeklinde dalga geçilmeye devam edildi.

Bu tatsız şakalar bir yana, herkes ana muhalefet partisini nelerin beklediğini merak ediyor.

Dün twitter üzerinden bir anket yaptım. Dört isimden hangisini CHP Genel Başkanı olarak görmek istersiniz diye sordum.

Burada isimler 4 farklı anlayışı ve yaklaşımı temsil ediyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve Canan Kaftancıoğlu arasında seçim yapan 586 bin 336 kişinin yüzde 63’ü Ekrem İmamoğlu, yüzde 13’ü Kemal Kılıçdaroğlu dedi.

Özgür Özel ve Canan Kaftancıoğlu diyenler ise eşit olarak yüzde 12’şer oldu.

Anket sonuçlanmadan önce, ben de önce Ekrem İmamoğlu ile konuştum.

Ekrem Bey değişim konusunda daha önce söylediklerinin arkasında olduğunu, fikrinin değişmediğini belirtti. Partideki hemen herkesle istişarelerde bulunduğunu, CHP’yi daha güçlü hale getirmek için ne yapılmalı konusunda herkesin bir arayış içinde olduğunu söyledi.

Ancak gördüğüm kadarı ile aceleci bir tavır almayı düşünmüyordu. Kırıp dökmeden, kimseyi incitmeden sürecin yürümesinden yana idi. Acelesi yoktu. CHP’nin genel başkanı olamayacağını anlarsa yeni bir parti kurmak gibi bir fikri ise hiç yoktu. Tabii bu benim izlenimim.

Ardından partinin güçlü ve akil isimlerinden bazıları ile görüştüm.

Genel kanaat partide bir değişimin şart olduğu yönünde. “Kemal Bey başarılı ve kalmalı” diyen yok.

Ancak başarısızlığın tamamen Kemal Bey’in üzerine yıkılarak, apar topar gönderilmesini de haksızlık olarak görüyorlar. Bir diğer çekinceleri ise Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı alınacak bir tavrın, Alevi tabanda bir küskünlük yaratması.

Yeni MYK ile ilgili ise çok sert eleştiriler yapılıyor ve bu MYK’nın CHP’nin gelmiş geçmiş ne zayıf MYK’sı olduğu konusunda bir fikir birliği var. Teşkilatın doğrudan genel başkana bağlanması ise partinin ağır abileri tarafından doğru bulunuyor.

Seçimin kazanılacağı inancı üzerinden oluşturulmuş TBMM’deki parti yönetimi yapısının ise kayıp bir seçimin ardından çok da doğru şekillenmediği inancı hakim.

Bu arada eski il başkanlarının bir olağanüstü Kurultay için imza toplaması da gündemde.

Bu Kurultay seçim Kurultay’ı değil, tüzük Kurultay’ı olacak.

Ve bu il başkanları seçimde aday olmak için istifa eden veya aday yapılmayan ya da kazanacak yerlere koyulmayan il başkanları.

Bu grup bir Kurultay toplamayı başarır ise toplanan Kurultay’ı 600 imza ile seçimli hale getirmek mümkün.

İşte o zaman ne olur bilinmez.

Görünen o ki, CHP ya Ekrem İmamoğlu’nu bir yıl içinde genel başkan yaparak yeni bir umut yakalayacak.

Ya da gelecek seçimde yüzde 25’i bile mumla arayacak.

MAHMUT ÖVÜR: KILIÇDAROĞLU’NUN İKİ BRÜTÜS’Ü

Sabah gazetesi yazarlarından Mahmut Övür’ün “Kılıçdaroğlu’nun iki Brütüs’ü” başlıklı yazısı:

CHP’li siyasetçiler ve CHP destekçisi aydınlar, gazeteciler dün seçim sürecini doğru analiz edemedikleri gibi bugün de seçim sonrası yaşanan derin yenilgiden ders almış değiller.
Oysa bu seçimler, 100 hatta 150 yıl önce başlayan “Batıcı-Mandacı” zihniyetle mücadelenin bugüne yansıyan versiyonuydu ve açık bir yenilgiyle bitti. Tarihin yanlış yerinde duran siyasiler için artık tasfiye dönemi başladı.
Şimdiden işe “Kemal gitsin Ekrem gelsin” hesabı üzerinden baktıklarına göre nasıl bir yenilgi yaşadıklarının ve nasıl bir kavgaya sürüklendiklerinin farkında değiller.
Öyle olmasıydı, Kılıçdaroğlu “Pişmanlığım olmadı, yapılan her şey doğruydu” demez, yenilginin en büyük ortaklarından olduğu hâlde karşısına çıkmaya hazırlanan İmamoğlu da, “Değişmeyen tek şey değişim” diye içi boş bir söylemle ortaya çıkmazdı.
Bu hâliyle bile CHP, içinde “ihanetin ve entrikanın” olduğu derin bir kavgaya tutuşmuş görünüyor.
Kavganın bir ucunda yenilgiye doymayan ama koltuğu da bırakmak istemeyen Kılıçdaroğlu var. Ona karşı ilk isyan bayrağını da, elinden tutup siyasi aktör yaptığı İmamoğlu açtı. İmamoğlu’nun kısa siyasi tarihi aslında “ihanet”le dolu. Bunu “o makamı” işaret ettiği ilk günden gösterdi. Yetinmedi, Meral Akşener’le iş tutarak, Saraçhane Operasyonu’na cüret ederek, CHP MYK üyelerini kapsama alanına alarak sürdürdü.
Kılıçdaroğlu ise bütün bunları bile bile onunla “baba-oğul” ilişkisi kurduğu yalanını halkın gözünün içine baka baka söyledi.
Deyim yerindeyse tam bir “Brütüs” hikâyesiyle karşı karşıyayız. Ama bu daha işin başlangıcı ve CHP içinden kaç ihanet işareti gelir bilinmez.
İkincisi CHP Grup Başkanı Özgür Özel’den geldi. Özel şöyle diyordu:
“Sorumluluk almaktan kaçınmayacağım. Ama fedakârlıktan da geri durmayacağım. Konuşmam ve dinlemem gereken herkesle temas edeceğim. Parti kimsenin önünü kapatmamalı…”
Özel’in sözlerinde özel bir şifre yoktu. Zaten birkaç yıl önceden genel başkan olmak istediği biliniyordu. Burada CHP’lilerin “ihanet” diye yorumladıkları şey; Özel’in arka planda İmamoğlu ile kurduğu ilişkiydi. Bu ilişkinin bir ayağında da Akşener ve İP vardı.
CHP kulislerinde bu açıdan iki tez seslendiriliyor. İlk teze göre; İmamoğlu CHP’nin başına geçerse hem İyi Parti’yle yerel seçimleri paylaşmakta sorun çıkmaz hem de CHP marjinal unsurlarından arınıp daha “sağ” bir siyaset izleyerek merkeze oturur. Bu durumda CHP tabanının ne kadarını kaybedeceği meçhul.
İkinci tezin başaktörü ise Özgür Özel… CHP’liler; Özel’in İmamoğlu ile kapalı kapılar arakasında gizli bir pazarlık yaptığını ve İmamoğlu’na, “Sen acele etme, önümüzde bir erken seçim var. Partinin başına ben geçeyim, sen de cumhurbaşkanı adayımız olursun…” dediği söyleniyor.
Bu öneri İmamoğlu’nun aklına yatmış mı bilinmiyor ama Kılıçdaroğlu’nun buna karşı da harekete geçtiği biliniyor. Özelİmamoğlu ikilisinin hesaba katmadıkları bir isim, Mustafa Sarıgül artık devrede. Büyük olasılıkla Kılıçdaroğlu, parti içindeki bu kumpası öngördüğü için delege konusunda “tecrübeli” Sarıgül’ü partiye aldı.
Bu arada Özel ve İmamoğlu’nun bir yandan da olağanüstü kurultay için imza topladıkları söyleniyor.
CHP’yi yönetme kavgası nasıl biterse bitsin, asıl büyük kavga daha derinde yaşanacak ve “Batıcı” siyasi aktörlerin tasfiyesi bitmeden de sonlanmayacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir